TEMMUZ-AĞUSTOS 2011

 

Âşığın beyninde neler oluyor?
LEVENT METE
Uzun süreli bağlanmaya eşlik eden iki hormon vazopressin ve oksitosin. Vazopressin “tekeşlilik maddesi” olarak adlandırılmış. Memelilerin yalnızca yüzde üçü tekeşli, tek bir eşe bağlanıp hayatın tümünü birlikte geçiriyor. İnsan bu grupta yer almıyor. (...) Oksitosinse, “kucaklaşma maddesi” ve “aşk hormonu” olarak biliniyor; yalnızca aralarında bu tür bir bağlılık geliştiren çiftlerde değil, orgazm sırasında ve arkadaşlarla birlikte yemek yerken de yükseliyor…

Aşktan nasıl kurtulunur?
Prensi kurbağaya geri çevirme zamanı!
EMİNE ZİNNUR KILIÇ
Âşık; aşkının kaprislerini, bencilliklerini, çirkinliklerini; her şeyi ama her şeyi görmezden gelmiş ya da onun doğallığına, saflığına, açık yürekliliğine, içi dışı bir oluşuna vermiş olabilir. Aşktan kurtulmak için bütün bu yorumların değişmesi gereklidir. Kurbağayı prense/ya da prensese dönüştürme işlemi bu noktada tersinden uygulanmalıdır. (…) kendinizi bir başkasının yerine koyarak kurbağaya bir kez daha bakmalısınız. Onun patlak gözlerini görmüş, cırtlak sesini duymuş birileri mutlaka vardır.

Aşk acısına dipnotlar
HAKAN ATALAY
Aşktaki partnerimizin bize sağladığı tatminle değil, neden olduğu tatminsizlikle psişik dünyamızın tutarlılığını garantilediğini daha iyi anlarız. Çünkü o aynı zamanda hem arzumuzun ateşleyicisi hem de arzumuzu kısmen tatmin eden varlıktır. Böylece en çok sevdiğimiz varlık her zaman bizi en çok doyumsuz bırakan varlık olarak kalır.

“Acı hep vardı, aşk sadece hatırlattı”
Ay ışığı kırığı
CUMHUR BORATAV
Şunu unutma, her terapi bir felsefeye dayanır, aşk ve aşk acısıyla uğraşmak bir terapiste hangi felsefenin içine düştüğünü gösteren, sanatındaki en açık durumdur. Kendi aşk duygunun nasıl bir şey olduğunu bilmeden aşk acısının insanı nasıl bir derinliğe çektiğinin farkında olamazsın.

İlk kesi en derinidir!
AYHAN EĞRİLMEZ
Aşk “aniden” gelir ve sizi göklere çıkarır.  Oysa aşk acısı uzuuuuuun bir düşüştür, uçurumun dibine dibine…

“Ben henüz çocuğum ama biliyorum aşk acısını”
Birisine sarılmak isteriz o da bize sarılmazsa…
SİBEL ERENTAY
“Aşk çok sevmek, öpüşmek. Ben Duru’ya âşığım. O bana âşık olmazsa, ben bir daha âşık olmam. Aşk acısı bu.” “Karı-koca evli, eşlerden biri ölüyor, diğeri aşk acısı çeker. Bir de mesela karı-koca evli, kadın Behlül’ü sevdi diyelim, o zaman olur. Acı hiç geçmez.”

Kovanım yağma olsun: aşk ve ıstırabın coğrafyasında
KEMAL SAYAR
Aşk ölümlülüğün panzehiridir ve ölüm, aşk coşkusunun gölgesinde devriye bekler. Bir dünya yok oluyor ve asla artık eskisi gibi olmayacak. Yeni bir dünya, yeni bir varoluş edinmek için mevcut varoluşumdan bir boşluğa atılıyorum ama bu ilişki tahrip etmesin beni? Gerçek aşk her şeyin feda edilmesi tehdidini içinde taşır.

 

Aşk acısı ve teselli
Bir teselli ver!
KÜLTEGİN ÖGEL
Bir başkasının tesellisi işlev görmez. Yarayı ancak âşığın kendisi tamir eder. Teselli kendisinde gizlidir. Kendisinden vazgeçmektir. Yani acıyı dibine kadar yaşamaktır. Mantıkla söndürülemeyen duygu fırtınasının tedavisi, duygunun bizzat kendisidir.

Sevgiliyi paylaşmak...
AHMET İNAM
Bir aşk mektubu. Karıma yazmışsın. Ne güzel sözler öyle be Remzi abi! Karımı ne güzel anlatmışsın. Ağladım hüngür hüngür. Çok duygulu bir adammışsın, ince biri. Karımla da yatmışsın. Önce kızdım ama geçti sonra. Seni kıskanmadım.

Bir sabah, ansızın…
HAŞMET BABAOĞLU
“Özledim. Seni değil, seninleyken geçirdiğim dakikaları özledim bu kez. Hepsini tek tek… Her geçen dakikaya üzülüyorum. Canım yanıyor. Her dakika sona biraz daha yaklaşıyoruz. (…) Dünyanın değil, bizim sonumuza ağlıyorum.”

Hastasından doktorlarına aşk brifingi
küçük İSKENDER
Âşık olunandan bir eş yaratmaya kalkışmak, rüzgârı bir kutuya kapattığını iddia etmek kadar salakçadır. Kutuyu açar bakarsınız ki rüzgâr yok. Oysa siz fırtınanın göbeğinde kutuyu havaya kaldırmış ve aniden kapatmışsınızdır kapağını. Rüzgârı kutuda tutmak ne kadar mümkünse aşkı da gövdede muhafaza o kadar mümkündür.

Bir çoksatar olarak aşk acısı...
Acımadı ki
TUBA AKYOL
Bir kadın kitabı türü var: Hiç Beklemediği Anda Terk Edilen Kadının Aşk Acısıyla Yanıp Kül Olması ve Küllerinden Yeniden Doğup Tekrar Aşkı Bulması. Üç sayfa aşağı beş sayfa yukarı çoğu aynı matematikle yazılıyor.

Kaç kişiliktir bir aşk (acısı)?
FİGEN ŞAKACI
Niye bıraktım ben o aşkı, niye geldim buralara diye soruyorum. Gençtim, âşıktım da niye durmadan acı çekiyor, mutluluğu niye aşka yakıştıramıyordum? Hem dostluğunu hem arzunu aynı anda isteyince mi uzak düştük birbirimize? Neyi beceremedik üçümüz birden? Niye o üç güzel genç de aşk acısı yaşadığını anlatıyor şimdi karşısına ilk çıkan yabancıya?

 

Olympos’ta aşk ve tanrının acısı
Unutulur unutulur
YAŞAR SÖKMENSÜER
Ve bir gün, tanrıları öldü Olympos’un. Oysa aşkıyla, acısıyla, sonsuza kadardı ömürleri...

“Aşk Köpekliktir” kitabının yazarı Ahmet Ümit:
“Acı yoksa aşk da yoktur”
Söyleşi: İsmail GÜZELSOY
“Nasıl ispat edersin aşkını? Elmas, zümrüt, para-pul hiçbir şeyi kanıtlamaz. Benliğini, ruhunu, canını, kişiliğini koyman lazım ortaya. Yani... (…) ‘Yeter ki onursuz olmasın aşk’ diye bir şarkı var ya? O yalan! Eğer o ilişki senin ruhunu, onurunu, şahsiyetini, benliğini ele geçirmemişse yaşanan şey aşk değildir. (…) ‘Anna Karenina’ya baksana, kadının onurunun yerlerde süründüğü bir hikâye değil mi, sonra ‘Madame Bovary’ mesela.”

Irene niçin çıldırdı?
TAN TOLGA DEMİRCİ
Filmin talihsiz son sözü, her ne kadar Irene’nin safında bir işitselliğe sahip olsa da, onu, tıpkı kilise gibi bütünüyle dışarda bırakan ikinci bir kurum tarafından zikredilir. Irene’nin psikozunu aklayan, onun aslında çıldırmamış olduğuna kanaat getiren ve yaşadığı mitik aşkı, normallik değerlerini esas alarak yüzeyselleşiren bu söylem, psikiyatriye aittir.

Kernberg’in izinde aşk ve aşkın patolojileri
Aşk  acısı çekenler, acıt beni aşk diyenler:
Narsisizm ve Stockholm sendromu
FİGEN ABACI
Daha dramatik olan, sadomazoşistik bir kişiyle mazoşistik depresif bir kişiliğin aşkıdır. (…) Sadomazoşistik bir adam ve mazoşistik depresif bir kızın mazoşizm paydasında buluşmasının öyküsü odada başlar, odanın dışında biter.

 

Ben yanmasam… Sen yanmasan…
GÜROL TONBUL
Aşkın dili nakışlardan cep telefonu iletilerine indirgenince Ferhad ile Şirin’in sabrı da sizlere ömür oluyor böylece. Böyle giderse, tiyatro sahnesinde aşk ve acının buluştuğu Ferhad ile Şirin olmayacak bir gün... Tadı tuzu olmayan, yavan bir yaşam kurgusuyla önümüze konulan bireysel aşk acıları sahne zemini üstünde ne ifade edebilir ki?

 

Sıkışık kadın travmaları
LALE MÜLDÜR
Sevginin anlamını özetleyecek bir ifade bulmayı umuyor olabilirsiniz… Ama böyle ifade yok… Efsanenin doğru olduğunu, herkesin bir zamanlar ayrıldığı bir diğer yarısı olduğunu düşünürüz… Ama bağlılık yoksa sevginin de pek şansı yoktur…
Camille’den…
Sen nefes verirdin ben buğusunda ısınırdım
BERRİN ŞERMET
Kalbimin acısı etimin acısıyla bir oldu. Sert, çok sert, gözyaşlarımı almıyor içine, yaşımda boğuluyorum. Soğumaya başladım, kanım aktığı anda kristalleşiyor, üşüyorum. Taş işliyor bana, elimden bir şey gelmiyor. Bırakıyorum kendimi, izin veriyorum beni almasına, şekil vermesine, kendine katmasına.

İlahi aşk acısı
ALİCAN ÇAMCI
Müzikte aşkın ve aşk acısının yeri var mı? Diğer bir deyişle, eğer Spinoza’nın “Etika”daki formülasyonunu temel alırsak (aşk, dış bir nedenin eşliğinde ortaya çıkan bir iç ürpertisidir), müzik de bende başka bir vücudun yarattığı bir veya birden fazla duygulanımın izdüşümü olmuyor mu? (…) Peki İslam’daki aşk yolunda acının dolaylanımının müziği var mıdır, yapılabilir mi?

Mektup aşktan daha acı!
HAYDAR ERGÜLEN
İnsan bazen kendi acısının postacısı oluyor. Aşkı kendisi yaşıyor, yani kendi kendine yaşıyor, acısını kendisi çekiyor, mektubunu kendisi yazıyor, zarfını kendisi kapatıyor, pulunu kendisi yapıştırıyor, damgasını kendisi vuruyor, mektubunu kendisi götürüyor...

Perdeler
HANDE KOÇAK
Zaman lime lime, etamine ağır geliyorum.

Aşk acısı çekmek/çektirmek
Bir dönüşümün hikâyesi
NESLİ KESKİNÖZ BİLEN
Sınıra yaklaştığını hissediyordu kadın. Acının sınırına… Kendi sınırına… Aşkın ise sınırsızlığına… Acı bedenle ruh, benle öteki, delilik ve olağanlık, varlıkla yokluk, yaşam ve ölüm arasındaydı.

Bırakıp gittin beni bir gün yollarda
LEVENT TOKUÇOĞLU
Giden sevgilinin peşinden onu kazanmak için koşan kişi, aklın rehberliğini yitirdiğinde, bu kez ondan öç almak için de koşabilir. Bir madde bağımlısının, öncelikle bağımlı olduğu maddeden uzak durması gerektiği gibi, sabık sevgiliden uzak durmalıdır. Aramamalı, sormamalı; cepten ya da netten mesaj atmamalıdır… Baş etme yöntemi olarak özellikle alkole sarılmamak, alkolde boğulmamak da önemli… Uykunuzu düzene koyun… Spor yapın… Sevdiklerinizle, dostlarınızla vakit geçirin. Ve… Çalışın!

Mahşerde bile…
GÜLAYŞE KOÇAK
“Hayatta kalan”, ölen sevgilisini, bir ümitle uğurlar: “Mahşerde buluşuruz...” “Terk edilen” ise sevgiliyi, “hayatta kalan”dan daha temelli bir ebedilikle yitirmiş durumda: Kalp kırılmış, yollar ayrılmış, “ötede” bile umut yok... Mahşer söz konusu olacaksa, ayrılık acısı sona erdiğinde sarf edilebilecek tek bir cümle kalır geriye: “Mahşerde hesaplaşırız!”

Aşk acısının mucidi Fuzulî
Aşk derdiyle hoşem El çek ilacımdan tabip
İSMAİL GÜZELSOY

Öldüren ilham
Acıdan doğan sanat
ZAFER KALFA
Belli ki Mevlânâ, Picasso ve diğer üstün insanlar, kendileriyle aynı alanda düşünen ve çalışanlarda bile bulunmayan bir aşk’a sahiptiler. Bu derin tutku acının da derinliğini artırdı. Acı da itici güç olarak kendi şiddetini… (…) Yaşasın acı! Yaşasın acı! Acılar bize güzel günler getirecek!

Ah mine’l-aşk
CEREN ÇIKIN
Divan şiirini psikanalitik açıdan inceleyenler oldu mu bilemiyorum. Divan edebiyatı aşk acısını adeta kutsuyor, kutsallaştırıyor. Fakat aşk bu şekilde tarif edildiğinde kulağa gerçekten de ruhsal bir hastalık gibi gelmiyor mu? (…) Aşk neye hizmet ediyor? Varlığı bu denli tutkuyla istenen ne? Neden ille de aşk?

Bir erkeğin hayatından beş kırmızı elma
GÖKHAN ATIŞ
Âşık olduğumuz her şeyi öldürdüler. İçim acıyor, yüreğim yanıyor, uykuyu unuttum. Acı çekiyorum. Bu acının adı da aşk acısı. (…) Evet ruh eşimi buldum bulmasına ama ben o develere de âşıktım, Karpaz’da katledilen eşeklere de âşıktım, son kartala, son kurda, son kuşa da âşıktım, atmosferdeki oksijene de âşıktım, çocukluğumun barış dolu yıllarına âşıktım, doğa anaya âşıktım. Âşık olduğum her şeyin ırzına geçtiler.

Yaşayan makineler gördüm
HANDE ÇAYIR
İstediğin kadar dönüştür yazıya, resme, dansa… Acın geçmez. Rahatlayamazsın. Biri der ki başka bir hikâye bul, ona inan. Öbürü der ki unut gitsin. Diğeri der ki kadın isterse her şeyi düzeltir. Kendisi der ki köpekten farkımız sadece daha zeki oluşumuz. Ben ne derim peki? Ben ne derim?

Muğlak bir -mişli geçmiş zamanda mutlak bir mazoşist bilimsel söylence
Karmaşık bir duygunun kederli öğretisi
Şeref AKŞİT
Üniversitelerde Aşk Bilimleri Fakültesi, Aşk ve Toplumbilim Fakültesi, İlk Görüşte Aşk bölümü, Aşk Bir Ömür Boyu Sürer mi bölümü, Aşk Acısı Yan Bilim Dalları Meslek Yüksek Okulu, Aşk ve Siyaset Bilimleri dersi, Aşk ve Gurur dersi, Aşk Bir Denklem İşi dersi; liselerde ise Aşkı Uzatmanın Yolu Teknik Lisesi, Öpüşme dersi, ön sevişme dersi, Uygulamalı Aşk ve Seks Atölyesi olsaydı...

Mecnunum Leyla mı gördüm?
SUKUTÎ

Genç Werther’in değil bir taraftarın acıları
KIVANÇ KOÇAK
Sahici taraftar (“âşık” olarak okunabilir), cebindeki paraya, evde bekleşenlere, yağmura, soğuğa, takımının ligdeki durumuna, puan tablosuna, bazen deplasman meşakkatine aldırmadan maça gider: “Ben senin olduğun yerde iyi oluyorum!” Üstelik acının da “sevdaya dahil” olduğunu bile bile: “Senin yüzünü görerek acı çekeyim, zevk alayım.”


Sepetinizde ürün bulunmamaktadır